Ben Kimim

Fotoğrafım
Ankara'da doğdum, büyüdüm... Orada okudum... Yine orada eşimi tanıdım, aşık oldum... Evlendim... Çocuklarım oldu... 1995 yılında maaile Elazığ'a, 2009 yılında da Bilecik'e taşındık. Şimdilik buradayız.

12 Haziran 2013 Çarşamba

Epilepsi maceraları 2

              Sınav anısı
1992 yahut 1993 yılı olmalı... O dönemde Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nde araştırma görevlisi olarak çalışıyordum.
Fakültenin Atatürk Bulvarı tarafında, Alman mimar Bruno Taut tarafından yapılan ve hemen herkesin bildiği ünlü binasının arkasında, yoldan görünmeyen iki bina daha vardır.
Bunlardan birisi, içerisinde o dönemde başka birimlerin ve teras katında minik bir de antropoloji müzesinin bulunduğu binadır, burası Kütüphane binası olarak anılır, şimdilerde antropoloji müzesi falan kalmadı diye biliyorum...
Ayrıca Dil binası olarak bilinen içinde bazı dil bölümlerinin yanı sıra tiyatro bölümü, kantin ve yemekhanenin de olduğu bir bina daha vardı, kütüphane binası gibi bu da çirkindir aslında. Fakat pek çok fonksiyonu barındırdıkları için katlanılır, bu iki binaya.
Bir üniversite giriş sınavında salon başkanı olarak görevliydim. Sorumlu olduğum sınıf Dil binasının 3. katındaydı yanlış hatırlamıyorsam. İki tane de kadın gözetmen görevli vardı. Sınıftaki öğrencilerin hepsi il dışından Zonguldak'tan gelmişlerdi. Tümü okul ve sınıf arkadaşıydılar.
Biz evrakı dağıtmış, sınavı başlatmıştık, aradan yarım saat kadar bir zaman geçti geçmedi. Sınıfın arka köşesinden hıçkırık ile öksürük karışımı bir ses gelmeye başladı. Ben adaylardan birisi heyecanlandı ve ağlamaya başladı diye düşünerek oraya doğru yöneldim. Yakışıklı bir delikanlıydı, yanına ulaştığımda başı arkaya doğru sarsılmaya ve gözleri şuursuz bakmaya, ağzından köpükler gelmeye başlamıştı. Hemen arkasına geçerek başını sıraya çarpmasına engel olmaya çalıştım. Kollarımı koltuk altlarından geçirerek onu vücuduma yasladım, böylece çırpındığında başını sadece bana çarpıyordu. Bir epilepsi krizi geçiriyordu. Tüm arkadaşları heyecanlanmış, sınavı bırakmış bize bakıyorlardı. Onlara seslenerek önemli bir şey olmadığını arkadaşlarıyla ilgilendiğimi ve sınava devam etmeleri gerektiğini söyledim. Sınavda görevli diğer iki kadın da ne yapacaklarını şaşırmışlardı. Onlara seslenerek diğer sınıfların birisinden erkek bir görevli çağırmalarını söyledim. Bu süre içinde öğrencinin çırpınışları ve kasılmaları iyice azalmıştı. Derin bir uyku-baygınlık benzeri bir hal almış, kollarıma yığılıp kalmıştı.
Kadın gözetmenlerin diğer sınıftan çağırdığı kişi geldi. Onunla birlikte öğrenciyi kucaklayıp sınıfın dışına çıkardık. Dışarıda bir sıranın üzerine uzattık. Derin bir uykuya geçmişti... Gözetmenlerden birisini bina sınav sorumlusuna göndererek bir ambulans çağırmalarını söyledim. Bir müddet sonra bina sınav sorumlusu hoca geldi. Hafızam yanıltmıyorsa Prof. Dr.  Aykut Çınaroğlu'ydu, durum hakkında bilgi aldı ve gitti. Kısa bir süre sonra öğrencinin bilinci açılmaya başladı, koluna girerek tuvalete götürdüm, lavaboda yüzünü yıkamasını sağladım, zor konuşuyor söyledikleri anlaşılamıyordu, ayakta durmakta da zorlanıyordu, geri döndük koridorda bulunan bir sandalyeye oturttum, çok kısa bir süre sonra da sağlık ekibi geldi, durumunu incelediler sorular sordular ardından onlarla birlikte ve yardımlarıyla binadan çıktı. Sınıfa dönüp diğer adaylara bilgi verdim. Merak etmemelerini arkadaşlarının iyi olduğunu söyledim.
Sınav sonunda öğrendim ki, fakülte bahçesine ambulans girdiğinde, ailesi hemen gelerek ismini vermişler ve o mu hastalandı diye sormuşlar, meğer o gün sürekli ve aksatmadan kullanması gereken ilaçları içmemiş, sınav heyecanı ve tedirginliği ile birleşince de kriz kaçınılmaz olmuştu...

10 Haziran 2013 Pazartesi

Epilepsi maceraları 1

            Gençlik anısı
Hacıyolu ile Seyran sokağın kesiştiği köşede neredeyse her gün arkadaşlarla buluşur, akşam vakitlerine kadar sohbet eder vakit geçirirdik. 70li yılların ikinci yarısıydı ama anarşi bizim mahallede henüz azmamıştı buralarda, herkes birbiriyle dost, arkadaş idi. Çoğunlukla Niğdelilerin apartmanının olduğu köşede otururduk çünkü diğerleri pek uygun değildi ya da apartman sahipleri veya sakinleri bizim orada gürültü yapmamızı istemezlerdi. Diğer köşelerde Lazların iki katlı sarı renkli binasının yerine yapılan büyük apartman vardı, girişi Niğdelilerin binasına bakardı. Diğer köşelerde de Habipağaların ve Mangalcıların apartmanları vardı. Biz ailecek uzunca bir süre Habipağaların soyadlarını taşıyan Serim apartmanının giriş katında oturmuştuk, birkaç seneden beridir de Mangalcıların binasının birinci katında arka cephede bir dairede kiracı olarak oturuyorduk. Şimdi bu iki bina da kalmadı yerlerine yeni apartmanlar yapıldı. O günlerden bir tek Niğdelilerin binası ayakta, ama sanırım o da yakında tarih olacaktır…
Mangalcıların binasının olduğu köşede bir büyük elektrik direği vardı, mahallenin bizden birkaç yaş büyük olanları oraya bir basketbol potası yapmışlardı, uzak yakın çevredeki inşaatlardan alınan, büyük kısmı da yürütülen, yeri değiştirilen kerestelerle yapmışlardı, sonra da aralarında para toplayıp bir demirciye çemberini yaptırmışlardı. Bir de o günlerde yaygın olan içi değiştirilebilir cinsten bir basketbol topu almışlardı. Her gün akşamüzeri orada toplanır basketbol oynarlardı, bu fırsat bazen bize de tanınırdı. Hacıyolu sokağın Habipağaların binası ile Mangalcı apartmanı arasında kalan kısmı düzdü, burada da voleybol oynanırdı, bunun da filesi gençlerin kendi aralarında topladıkları parayla alınmıştı. En büyük eğlencelerimizden birisi otomobiliyle gelip de filenin altından geçmekte olanların araba içinde olmalarına rağmen başlarını eğmeleriydi, buna çok gülerdik. 
Niğdelilerin köşesindeki kalabalık öğleden sonra giderek artardı, bir yandan sohbet eder diğer taraftan da gelen geçeni izlerdik. Bir ara her gün saat beş buçuk altı arasında bir sarhoş amca gelmeye başlamıştı, Seyran sokak boyunca Kuyubaşı tarafından gelir ve bize ev adresini sorardı: “çocuklar üzümcü sokak bilmem kaç numara nerde?” Bize bu da çok komik gelirdi ama ciddiyetle her gün evinin yolunu tarif eder o gittikten sonra da onu taklit eder sallanarak birbirimize adres sorar eğlenirdik.
Bir de saat üç gibi geçen, çocuk sayılabilecek yeni yetme döneminde olan bizlere göre orta yaşlı, kirli sakallı, karakaşlı ve saçlı iri kıyım biri vardı, her zaman kirli sakallıydı, koyu renk kıyafetler ve çoğunca ceket de giyerdi. Bize göre hayli iri yarıydı, gözümüzde zebella gibiydi. Bir gün aklımıza bir macera fikri düştü, bu adam kimdi? Her gün aynı saatte nereye gidiyordu? Biz bunu öğrenmeliydik.
Kendi aramızda sözleştik, takip etmeyi kabul eden 5-6 kişi olmuştuk. Gününü kararlaştırdık, heyecan içinde beklemeye koyulduk, her zamanki vaktinde göründü, önümüzden geçti, uzaklaştı… Biz de heves ve heyecanla takibe koyulduk. Hacıyolu sokak boyunca yürüdü, Akay yokuşunu indi, Atatürk bulvarını geçti, Ayrancı tarafına yöneldi, Güvenlik caddesine girdi, elbette biz de arkasından.
Meclis duvarını bitirince önce sağa döndü oradan da Meneviş sokağa girdi. Yokuş yukarı güneye doğru yürümeye başladı. Yaz günü olduğu için aslında hava sıcaktı, o da biz de, yol boyunca sıralı akasya gölgelerinden yürüyorduk. Fakat biz ne olduğunu anlamadan birden ortadan kayboldu. Şaşkınlıkla birbirimize bakındık, biraz hızlandık aramızdaki mesafeyi azaltmaya çalıştık ki, bir de ne görelim yüzükoyun boylu boyunca yerde yatıyor.
Şaşkındık, biraz korktuk biraz da ürktük. Acaba yanına gidip ne olduğunu anlamaya ve yardım etmeye mi çalışmalıydık, kendi aramızda kısa bir süre tartıştıktan sonra uzaktan izleme kararı aldık ve sessizce beklemeye koyulduk. Bir apartmanın bahçe duvarı ile yola park edilmiş otomobillerin arasında kalan yaya yolunu kabaca çapraz biçimde kesecek şekilde uzanmıştı, ayakları bizden taraftaydı, başı bir kolunun üzerindeydi, sanki rahatça, yatakta yatıyordu. Ne kadar geçti çok hatırlamıyorum ama hayli zaman olduğunu sanıyorum, elinde alışveriş torbasıyla yada belki o günlerde yaygın olarak kullanılan filesiyle yaşlıca bir amca belirdi, ona doğru geliyordu. Yaklaşınca elindeki fileyi yana koydu ona sokuldu, koluna girip kaldırmaya çalıştı, bu sırada biz de cesaretlenip yanlarına doğru iyice yanaştık.
Şimdi bizimki yerde oturuyor bir şeyler söylüyordu ama neler dediğini tam olarak duyamıyorduk. Sonra yaşlı adamın yardımıyla yandaki bahçe duvarının üzerine oturdu. Cebinden bir kâğıt çıkartıp yaşlı amcaya gösterdi, bu sırada biz de iyice yaklaşmıştık, sara hastası olduğunu ama parası olmadığı için ilaç alamadığını söylüyordu. Bir şeyler daha konuştular sonra adam cebinden bir miktar para çıkarıp verdi. Biz birbirimizi dirseklerimizle dürterek gitme vaktinin geldiğini işaret edip oradan biraz uzaklaştık, az ötede bir sokağa saptık ve kendimizce saklanarak yeniden beklemeye koyulduk.
O, duvarın üzerinde daha epeyce oturdu, sonra kalktı ve yine yürümeye başladı, biz de arkasından. Bir süre sonra önümüzde pat diye kendini gene yere attı, çırpınmaya başladı, hasta olduğunu biraz önce öğrenmiştik ya, biz bu defa yardım edelim diyerek iyice yaklaştık. Fakat iyice yakınına geldiğimizde birden yerden doğruldu üzerimize hamle yaptı bir yandan da, “lan siz kimsiniz neden beni takip ediyorsunuz” diye söyleniyordu. Tabii biz çil yavrusu gibi dağıldık her birimiz bir tarafa kaçıştık.
Ben geldiğimiz yönde geri koştuğumu hatırlıyorum, tek başımaydım, diğerleri de başka taraflara doğru kaçmışlardı demek ki, hoş o korku içinde hangimizin nerede olduğu kimin umurundaydı. Ben epey koştuktan sonra önce hızlı adımlarla Bakanlıklar’a, oradan da Kızılay’a otobüs duraklarının önüne kadar gitmiştim, o zamanlar oturduğumuz semt olan Seyranbağları otobüsleri Kızılay’dan geçerdi. Yanlış hatırlamıyorsam diğer pek çok yere olduğu gibi bizim oraya da, arka tarafında otobüsün diğer yerlerine göre biraz daha alçakta geniş bir boşluğu olan, önü küt, şimdi hepsi birer tarih olan Magirus marka otobüsler çalışırdı.
Duraklar hayli kalabalıktı demek ki mesai bitmiş memurlar dağılmış, evlerine gitme telaşına düşmüşlerdi. Epey bekledikten sonra zaten dolu gelen bir otobüste inenlerden boşalan yerleri doldurmak üzere itiş tepiş biz de doluştuk. Ben bir yandan da sağa sola bakıp hem arkadaşlarımdan birileri de var mı diye bakınıyor, bir yandan da o zebani binerse ne yaparım diye düşünüyordum.
Bu düşünceler bir müddet sonra yerini rahatlığa bıraktı tamam bizim ekipten kimse yoktu ama daha önemlisi o yoktu. Bizler o gün yaşadıklarımızın etkisiyle birkaç gün pek ortalıkta görünmedik, ama onu bir daha hiç görmedik.

26 Nisan 2012 Perşembe

Açık o harfini bilir misiniz?


Yıllar önce, Elazığ’da Fırat Üniversitesi’nde görev yaptığım sıralarda beni şaşırtan ve bir o kadar da üzen bir durumla karşılaşmıştım.

Bu duruma inanmak istemediğimden olsa gerek zihnimin derinliklerine bir yerlere yerleştirmişim.

Ancak geçenlerde derste, sınav kâğıtlarında öğrencilerin yaptıkları belli başlı hatalardan hareketle, Türkçenin doğru kullanılması, konuşulması ve yazılması üzerine açıklamalar yaparken derinlerden bir yerlerden çıkıp geliverdi:

Adı Ahmetdi.

Sessiz, terbiyeli bir öğrenciydi.

Hasbelkader bitirme ödevini benim danışmanlığımda hazırlıyordu.

Taslak metnini getirdiğinde kapakta bölüm başkanının ve benim soyadlarımızı hatalı yazdığı dikkatimi çekti.

Bitirme ödevi taslağını okumayı ve düzeltmeleri yapmayı bitirdikten sonra metni kendisine geri verirken diğer hataların yanı sıra bu soyadlarını da hatalı yazdığını, önümüzdeki sefer getirdiği metinde bunları düzeltmeyi ihmal etmemesini söyleyerek gönderdim.

Aradan ne kadar geçti hatırlamıyorum, bir süre sonra yaptığı düzeltme ve düzenlemelerle yeni metnini getirdi.

Bölüm başkanının soyadı gene hatalıydı.

Ahmet’e, gidip bölüm başkanının oda kapısında isimliğe bakmasını, hatalı olan harfi görmesini istedim.

Çok kısa bir süre sonra geri geldi.

Harfe baktığını söyledi.

Ahmet, hangi harfmiş dedim.

Büyük bir sakinlik, masumiyet ve içtenlikle “Açık O” dedi…

Yüzüne baktım, son derece ciddi idi, şaka falan yapmıyordu.

Ahmet alfabeyi baştan sona kadar sayabilir misin diye sordum.

Şöyle bir düşündü, galiba zihninde saymayı denedi ve belki birkaç harf sonrasında takıldı, yok hocam sayamam dedi.

Evet samimiyetle doğruyu söylüyordu.

Üniversite son sınıfa gelmişti, kısa süre sonra mezun olacaktı ama alfabeyi bilmiyordu.

Ya da bizler bilmiyorduk.

Alfabede var olan “Açık O” yu...

20 Kasım 2011 Pazar

İkinin Biri: Vay benim ortalama profesörüm

Bugünkü gazetelerden beğendiğim, iki yazıyı alıntılıyorum,

İlki Tolga Tanış'ın 42. Cadde isimli köşesinden.
Adresi şöyle: http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/19283222.asp?yazarid=322

Vay benim ortalama profesörüm

Hayır, AKP TÜBA’nın yapısını değiştirdiği için değil. O yapılan işin konuşulacak bir tarafı yok. Evrim teorisi midir dert...

Bilimden tek anladıkları teknoloji ve Anadolu kaplanları mal satmak için teknoloji istiyor o yüzden mi memnun değiller... Yoksa aslında her şey Şerif Mardin ve küçük Şerif Mardin’ler için mi... Astronomi ve dini birleştiren amorf adamlar mı türeyecek hiçbir fikrim yok. Belki hepsinden birazdır. Ama TÜBA’nın şimdiki hali... Seküler bilim adamlarının “Elden gidiyor” diye feveran ettikleri şimdiki TÜBA çok mu makbul... Bu araştırma onun merakı. Bilim adamlarının bilimsel analizi. Okuyunca göreceksiniz. Sonuçlar... Her şeyin politize edildiği... Neredeyse hiçbir tartışmanın kamplaşmadan yapılamadığı Türkiye’de bilimin yetersizliğinin resmidir. İnsanların işlerinde ne kadar vasıflı oldukları değil de... Neci oldukları önemli artık. En acısı, bilim gibi aklın en önde olduğu alanda bile... TÜBA elden gidiyor öyle mi?.. Vay benim ortalama profesörüm!..

1- NEYE BAKTIM
Ölçü, bugün artık Amerika’da birçok üniversitede akademisyenlerin performansını ölçmek için kullanılan h endeksi. Şöyle çalışıyor: Önce ne kadar makale yazdığınız... Sonra da bu makalelerin ne kadar atıf aldığı önemli. Diyelim 100 makale yazdınız. Ama hiç kimse size atıfta bulunmadı. H endeksiniz 0 çıkar. Ancak diyelim 10 makale yazdınız. Bunlardan 9’unun her biri en az 9 atıf aldı. H endeksiniz 9’dur. Eğer zamanla makalelerinizin aldığı atıf sayısı 10’a yükselir... 10’uncu makaleniz de en az 10 atıf alırsa... H endeksiniz 10 olmuş olur.

2- NEREDE ARAŞTIRDIM
Bugün TÜBA’nın 138 üyesi var. 82’si asil. 17’si asosiye (asil adayı). Ve 39’u şeref üyesi. İsimleri listeledim. Ve h endeksi verisi hesaplayan Web of Science üzerinden... Arkeoloji, tarih, folklor gibi sosyal bilimleri ayrı tutarak hepsine teker teker baktım. Bu alanlarda sağlıklı bir hesaplama yapmak mümkün değil çünkü. Yaptığım hesaplamalardaysa en iyi h endeksini veri kabul ettim. Diyelim profesörün ismi Mehmet Öztürk. Makalelerdeki bütün Ozturk M.’leri, muhtemelen araya karışmış Mustafalar ve Merallerle birlikte dahil ettim. Üç isimliler, evlendikten sonra soyadını değiştirenler, Celal Şengör (h endeksi 36) gibi en az dört ayrı imza kullananlar için de bunlara teker teker baktım. Şunun için söylüyorum: Bulduğum sonuçlar, olabilecek en iyi h endeksi puanlarıydı.


3 - NASIL OKUYACAKSINIZ
Peki sayfadaki tablolarda gördüğünüz puanlar ne anlama mı geliyor? Önce ABD’de kabul gören h endeksi kriterlerini söyleyeyim, sonra konuşalım. 2005’te endeksi yaratan ünlü fizikçi Jorge Hirsch’e göre büyük bir üniversitede sıradan bir doçentlik için her akademisyenin en az 12 h endeksine sahip olması gerekir. Şu anda 2 binin üzerinde üyesi bulunan ABD Bilimler Akademisi üyeliği için ise 45-50’nin üzerinde h endeksi gerekir.

4- NE ZAMANIN VERİLERİ
Kriterlere bakınca... TÜBA’daki ilk vehamet asil üyeliklerde. Buna göre 18 Kasım 2011 itibariyle 50’nin üzerinde h endeksi olan sadece beş profesör var. Ve en kötüsü... Bunlardan hiçbiri Türkiye’de değil. Aziz Sancar (h endeksi 91), Gökhan Hotamışlıgil (61), Miral Dizdaroğlu (60), İlhan Aksay (58), Amerika’dalar. Ataç İmamoğlu (50) ise İsviçre’de. Yani TÜBA’nın Amerika’nın kriterlerinde h endeksi şartını karşılayan ve Türkiye’de çalışan tek bir üyesi bile yok.

5- NEDEN ŞEREF ÜYESİLER
Asosiye üyeleri bir kenara bırakalım. 17’sinden 2’si sosyal bilimci. Gerisi genelde 11-24 h endeksi aralığında. Durum görece makul. Ancak şeref üyeliklerinde tablo felaket. Normalde h endeksinin daha yaşlı akademisyenlerde daha yüksek olması beklenir. Çünkü yıllar içinde daha çok makale üretmiş oluyorsunuz. Ve makaleleriniz de her gün peyderpey atıf alıyor. Ancak Türkiye’deki TÜBA üyeleri için durum tam tersi. 40’ın üzerinde sadece iki kişi var. Biri Amerika’da çalışmış Gazi Yaşargil. Diğeri, İTÜ’nün hocalarından Özer Bekaroğlu. Geri kalanların çoğu 10 küsur. Asıl şaşırtıcısı ise... Üç şeref üyesinin h endeksi 10’un altında.

6- TÜBA’YI KİM YÖNETİYOR
Vehamet TÜBA Konseyi’nde devam ediyor. 11 kişi var. Aralarından sadece biri sosyal bilimci. 10 kişiden h endeksi 30’un üzerinde çıkan sadece tek bir kişi. Sabancı’nın rektörü Ali Nihat Berker. O da şimdi Sabancı’da, daha önce İTÜ’deydi ama... Aslen 20 yıl Amerika’da, MIT’de çalışmış bir hoca. İki kişi 20 üzerinde. Emin Kansu ve Tayfun Özçelik. Geri kalan herkes aynı... 10 küsur...

BUNUN BİR MAZERETİ OLAMAZ
Köpüren olursa diye söylüyorum. Amerika’da da h endeksi’ne getirilen eleştiriler var, doğrudur. Örneğin makale sayısıyla sınırlı. Ve tek bir makaleyle binlerce atıf alan büyük bir buluşun h endeksine yansıması mümkün olmuyor. Ya da daha çok atıf alan deneysel çalışmalar, teorik makalelere göre h endeksinde avantajlı olabiliyor. Ancak en nihayet, h endeksi bir ölçü ve bir akademisyen için doğru bir referans kabul ediliyor.

Hesaplamaları yaptıktan sonra hikâyeyi Washington’daki Ulusal Standartlar ve Teknoloji Enstitüsü (NIST) akademisyenlerinden, TÜBA üyeleri arasında da en yüksek üçüncü h endeksine sahip Miral Dizdaroğlu’na sordum. Bunun bir mazereti olabilir mi diye. “Olmamalı” dedi. “Türkiye’de akademisyenlerin üzerinde yoğun bir ders yükü var. Araştırma fonları kısıtlı. Bürokrasiyle çok fazla uğraşmak zorundalar. Ama yine de bu seviyede bir kurulun üyesi olmak için en az 25-30 h endeksine sahip olunmalı” dedi.

Dizdaroğlu, hükümeti protesto için TÜBA’dan istifa eden akademisyenlerden. Ancak her ne kadar Amerika’da araştırmalarını geniş imkanlarla yürütüp... Türkiye’de kendi alanında çalışanlardan daha avantajlı olsa da... Bilime sağladığı katkıların ölçüsüne bakınca bu protestoyu en fazla hak edenlerden biri. Alanı laf bilimleri değil çünkü. Müspet bilim...

Kızsanız da durum bu.

Türkiye, kutuplaşmaların... Ve ideolojik bile değil, kısır siyasi çekişmelerin arasında bilim gibi müspet bir alanı dahi ortalamaya rehin bırakan bir ülke haline geliyor. Sırf kendinize yakın görüyorsunuz diye... Üstündeki şalı kaldırmıyorsunuz.

İkinin İkisi: Projelerin (de) Müslüman olma hakkı engellenemez

Beğendiğim ikinci yazı da bu:

Drita Draz'ın Kablosuz Ağ adlı köşesinden, alıntı adresi ise  şöyle:
http://www.hurriyet.com.tr/pazar/19283241.asp

Projelerin (de) Müslüman olma hakkı engellenemez

İslami sosyal ağ mevzusuna henüz gülmek için erken ama şimdilik ‘Muslim IT Project’ (Müslüman ıletişim Projesi) beni benden almaya yetti.

Adı Salamworld, kendisi İslam dünyasının Facebook’u... Henüz açılmadan yüksek oranda başvuru alan bu siteyle ilgili olarak geçen hafta tabiri caizse sosyal medya’da ‘kıyamet’ koptu. ışin tuhafı, dalga geçilen yanı 10’dan fazla ülkede şubesi olacak Salamworld’un merkezinin Türkiye’de kurulacak olması.

Motto’sunun ‘yasak, sansür, sınır ve siyaset yok’ olmasıyla iyice insanı merakta bırakan bu ıslami sosyal ağın akıbeti ne olur bilinmez ama insana hiç düşünmeden şunu söyletiyor: “Yasak, sansür, sınır ve siyaset yok” diyorsun ama hal böyleyse kancayı çok yanlış bir memlekete atmışsın hacı!

www.salamworld.com adresine tıklayıp, tövbe haşa tıklayıp demek istemedim işte vakitlice göz gezdirin, anladınız siz onu! Bakın bakalım herhangi bir ödülü hak edecek gibi görünüyor mu?

* Magnnuuum: Facebook: Ne düşünüyorsun?
Twitter: Ne yapıyorsun?
Foursquare: Neredesin?
ıslami Facebook: Bugün Allah için ne yaptın?

* hadibagalim: ıslami Facebook’tan sonra islami Twitter çıkarsa pılımı pırtımı toplar giderim burdan. Aga düşünsene ‘Follower’ yerine ‘Mürid’ yazdığını...

* istiklalAkarsu: - Sayın Mark Zuckerberg, ıslami Facebook tutar mı sizce? - Mark değil Mahmut’um ben, Mahmut Zübeyir - Ha? -ıkindi okundu mu? - Hö?

* NaferErmis: ıslami Facebook: “27 ortak mümin kardeşiniz var.”

* TwitPrensi: ıslami Facebook’ta ayrıldığınız sevgilinizin profiline arkadaş olmadan ‘Hakkını Helal Et’ butonu da bulunmalı. Mazallah Yoksa Cehennemlik.

* AbSurDMaN_: ıslami Facebook: Hilmi went from being ‘married’ to ‘boş ol! boş ol! boş ol!’

* onderseren: Canım resmime maşallah der misin? - ıslami Facebook

* acimasiztweet: ıslami Facebook: (Log in) Bismillah, (Log out) Pırt, (Poke) Selamün Aleyküm, (Like) Maşallah, (Block) Allah’a Havale, (Friend) Mümin

* FerdiCarrefour: ıslami Facebook çıkacakmış: “Haldun, Allah’ın izniyle Rumeysa’yı dürttü.”

20 Eylül 2011 Salı

Ecza Dolabı

Ah Şu İlaçlar...

İşyerine bir ecza dolabı alınması düşünülmekteydi. Gündelik masrafların karşılanması için her çalışandan aybaşlarında toplanan ufak paralarla bu tür işler SÜRdürülüyordu. Mavi boyalı, metal, birbirine bakan kırmızı hilallerle süslü iki SÜRgülü cam kapağı olan bir ecza dolabı alındı. Dolap, personelin kullandığı tuvalet kabinlerinin oraya, ana kapının arkasında kalan ve lavaboların sağ tarafındaki dar duvara asıldı, altında bir elektrikli el kurutma makinesi ve yerde de plastikten basit bir çöp kovası vardı.

Aynı zamanda karı-koca olan idareciler saltanatlarının SÜRdürülebilmesi için kendilerince güzel bir politika takip ediyorlardı: “Herkes bizle iyi olsun ama herkes birbiriyle kötü olsun”. Doğal olarak bu tutumdan en karlı çıkanlar yağdanlık huylular olmuştu, varlıklarının yegâne temeli ve konumlarını muhafaza ederek varlıklarını SÜRdürmelerinin sebebi idarecilerle aralarının SÜRekli iyi olması için SÜRdürdükleri yağ ticaretiydi. O dönemlerde Yalçın kayalıklara tünemiş Ejderler, Hakanlarının geniş-Koca kuşağına sokulanlar revaçta idi. SÜRe gelen sistemin geleceği idareciliği SÜRdürenler tarafından açıkça zikrediliyor “Benden sonra tufan” deniyordu.

Şahin bakışlı er-lerin bir kısmı Oğuz soylarının soyluluğuna uyarak Er ol’muştu, yıldızlardan ekseni başka yörüngelere doğru Kayan-lar vardı. Tümü kendilerince kıymetlerinin bilineceğini düşündükleri yahut umdukları yeni yuvalarına usulca ve usulünce çekilip gitmişti.
Bu sıralarda Kara Sakal (konunun ayrıntıları için “Handikap” başlıklı yazıma bakılabilir) dünyasında Doğu’dan yükselen ışığın aydınlığında Gürgen ağaçları kök salıyor, çevrede Çiçek-ler açıyor ve adeta yeni bir Tunç çağı başlıyordu…

Çalışma ortamının özellikleri, nitelikleri ve niteliksizlikleri üzerine bu kadar ayrıntı yeter bence, sözü fazla uzatıp konuyu dağıtmayalım. Ecza dolabında olması gereken oksijenli su, yara bandı ile aspirin gibi sıradan ilaçlar alınmış ve yerlerine konulmuştu. Bu kadar az malzemeyle dolap dikkati çekecek kadar boş kalmıştı haliyle…

Ancak birkaç gün sonra bu boşluk bir hoşlukla giderildi. Ecza dolabı nerede ise hiç boşluk kalmamacasına ilaçla dolmuştu. Genel tanımlamayla ifade edilirse pek çok hap, merhem vs üzerlerinde hangi rahatsızlık yahut organ için günün hangi zamanında ve ne şekilde kullanılacakları yazılı halde dolaba yerleştirilmişti. Fakat ilaçlarla beraber bir aksilik de dolmuştu dolaba, çünkü bunların tümü yaygın olmayan bazı rahatsızlıklar-hastalıklar içindi ve daha kötüsü neredeyse tümünün kullanım SÜReleri geçmişti, doğal olarak dolapta kalmalarına, bulunmalarına da gerek yoktu.

Bu satırları yazan işgüzar durumdan vazife çıkarmış ve birkaç gün sonra bunların tümünü ilaç dolabının hemen altında yer alan plastik çöp sepetine doldurmuştu. İlaçları dolaba koyanlardan birisi buraya bir SÜRü ilaç koymuştuk onlara ne oldu dediğinde de “Tümünü çöpe attım, maazallah biri dikkat etmez de bunlardan birisini içer yahut bir yerlerine SÜRer de zarar görür zira bunlar hem özel ilaçlar ve hem de kullanım SÜReleri geçmiş artık şifasız ilaçlar” cevabını almıştı.

Evet ilaçlar o gün çöpe gitmişti ama sadece onlar mı? Aslında onlarla birlikte o güne değin SÜRe gelen hükümranlık da çöpe atılmıştı…

(Yazı içinde dikkati çeken kelime tekrarları cehaletten yahut ifade kıtlığından değildir, bilgilerinize...)

1 Temmuz 2011 Cuma

Talihsizin Tarihine Ek 10

Türk Coğrafya Kurumu'nun Bazı Yayınları
Türk Coğrafya Kurumu'nun iki numaralı yayını 1946 yılında yapılmıştır. O günkü adıyla Harita Genel Müdürlüğü'nün ilk baskısını 1933’de daha nitelikli olan ikinci baskısını ise 1936 yılında yaptığı 8 paftalık 1:800.000 ölçekli Türkiye Haritası’nın yer adları indekslenmiştir.
Son derece kıymetli ve faydalı olacak olan bu çalışmada 23.000 kadar yer adı pafta konumlarıyla birlikte alfabetik olarak listelenmiştir.
363+8 sayfa ve iki cetvelden oluşan bu yayın ne yazık ki daha sonra toplatılmıştır.
 
Bunların dışında Türk Coğrafya Kurumu 1959-1962 yılları arasında Coğrafya Haberleri adıyla dört sayı da bülten çıkarmıştır.





Talihsizin Tarihine Ek 9

TÜRK COĞRAFYA KURUMUNUN 1972-1978 DÖNEMİ GÖREVLİLERİ



Talihsizin Tarihine Ek 8

KURUMUN 1958-1961 DÖNEMİ FAALİYET RAPORU





Talihsizin Tarihine Ek 7

KURUMUN 1955-1958 DÖNEMİ FAALİYET RAPORU


Talihsizin Tarihine Ek 6

Türk Coğrafya Kurumu’nun Maddi İmkânsızlıkları Üzerine…

1970 yılında Prof. C. A. Alagöz başkan imzasıyla iki sayfa bir mektup-dilekçe yazarak Başbakanlık’tan maddi ve manevi destek talep etmiştir.

1981 yılında Prof. C. A. Alagöz, Prof. Dr. C. R. Gürsoy, Prof. Dr. T. Yücel imzasıyla Milli Güvenlik Kurulu Başkanı Kenan Evren’e sekiz sayfa mektup-dilekçe yazılarak maddi ve manevi destek talep edilmiştir.

1985 yılında yine Prof. C. A. Alagöz, Prof. Dr. C. R. Gürsoy, Prof. Dr. T. Yücel imzasıyla dört sayfa bir mektup-dilekçe yazarak Başbakanlık’tan maddi ve manevi destek talep edilmiştir.

Talihsizin Tarihine Ek 5

GEZİLİ COĞRAFYA KURSLARI

Değinilmesi gereken bir başka önemli konu daha vardır. Milli Eğitim Bakanlığı ile Türk Coğrafya Kurumu ve Coğrafya Enstitüleri (İstanbul ve Ankara Üniversitesi Coğrafya Enstitüleri) birlikte Gezili Coğrafya Kursları düzenlemişlerdir. Bunların bazıları hakkında Türk Coğrafya Dergilerinin çeşitli sayılarında bilgiler bulmak mümkündür. Aşağıdaki bilgilerin bir kısmı C. A. Alagöz’ün Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü, Türk Kültürü Araştırmaları Dergisi Yıl: XI-XII-XIII-XIV, Ankara 1973-1975’de yayınlanan “DTCF Ülkeler Coğrafyası Kürsüsü Çalışmaları Hakkında” adlı çalışmasından alınmıştır. Benim burada ifade ettiklerim bunların dışında kalan ya da daha önce her hangi bir yerde yayınlanmamış olanlar hakkındaki bazı ayrıntılardır.

1947 yılında Bakanlık Orta Öğretim Genel Müdürü biyoloji öğretmeni Hayri Ardıç’ın talebi üzerine, 1946-1948 yılları arasında Yüksek Öğretim Genel Müdürlüğü yapan Faik Reşit Unat’ın ilgi ve desteğiyle Prof. Alagöz gezili kurs programları hazırlamıştır. 3 gezili kurs programı hazırlanmış ve bakanlığa sunulmuştur. Programlar İstanbul Üniversitesinden

Ordinaryüs İbrahim Hakkı Akyol, Prof. Darkot, Tanoğlu ve Ardel taraflarından incelenip onaylanmıştır. Bu planın I. gurup gezisi, Prof. Ali Tanoğlu ile Alagöz idaresinde Doğu ve Kuzeydoğu Anadolu'da; II. gurubun gezisi Prof. Ardel idaresinde Batı Anadolu'da; III. gurubun gezisi, Güneydoğu ve Güney Anadolu'da Prof. Darkot idaresinde yapılmış ve her üç grup, Ankara'da toplanan Coğrafya Kongresinde, gezilerindeki gözlemleri değerlendirmişlerdir.

Birinci grup Doğu ve Kuzeydoğu Anadolu (6-31 Temmuz 1947) Gezili Coğrafya Kursu Programı aşağıdaki gibidir.
6 Temmuz 1947 Pazar: Ankara'dan hareket
6 Temmuz 1947 Pazar: Kayseri’ye varış
8 Temmuz 1947 Salı: Kayseri’ den hareket
8 Temmuz 1947 Salı: Sivas'a varış
11 Temmuz 1947 Cuma: Sivas'tan hareket
12 Temmuz 1947 Cumartesi: Erzurum'a varış
14 Temmuz 1947 Pazartesi: Erzurum'dan hareket
14 Temmuz 1947 Pazartesi: Bayburt'a varış
15 Temmuz 1947 Salı: Bayburt'tan hareket
15 Temmuz 1947 Salı: Trabzon'a varış
18 Temmuz 1947 Cuma: Trabzon'dan hareket
18 Temmuz 1947 Cuma: Gümüşhane'ye (yahut Bayburt’a)
19 Temmuz 1947 Cumartesi: Gümüşhane’den hareket
19 Temmuz 1947 Cumartesi: Erzurum'a varış
19 Temmuz 1947 Cumartesi: Erzurum'dan hareket
22 Temmuz 1947 Salı: Zonguldak'a varış
23 Temmuz 1947 Çarşamba: Zonguldak'tan hareket
23 Temmuz 1947 Çarşamba: Karabük'e varış
25 Temmuz 1947 Cuma: Karabük-Bolu
26 Temmuz 1947 Cumartesi: Bolu'dan Abant'a gidiş-dönüş
27 Temmuz 1947 Pazar: Bolu-Adapazarı
31 Temmuz 1947 Perşembe: Adapazarı'ndan hareket
31 Temmuz 1947 Perşembe: Ankara'ya Dönüş

Millî Eğitim Bakanlığı, bu verimli, olumlu denemeden sonra, DTCF Ülkeler Coğrafyası Kürsüsü’nden, başka gezili kurslar da istemiştir. Bu kurslar, Türk Coğrafya Kurumu Meslek Haftaları ve Kongrelerinden önce yapılarak kursa katılanların toplantılardaki çalışmalardan da faydalanmaları sağlanmıştır.

3. Coğrafya Kongresi öncesinde, 1951 Ağustosunda Prof. Dr. Danyal Bediz, Ali Tanoğlu ve Cemal Alagöz idaresinde, (Doç. Dr. Reşat Izbırak ve Doç. Dr. Cevat R. Gürsoy'un da katılımıyla) bir gezili kurs yapılmıştır. Güzergâh şöyledir: Ankara'dan hareketle Bolu-Mengen-Zonguldak-Eski Cağa, Düzce, Akçakoca, Arifiye, Kandıra, İstanbul.

Gezili Coğrafya Kurslarının Üçüncüsü 8-24 Temmuz 1952'de Prof. Cemal Arif Alagöz idaresinde Batı Anadolu’ya yapılmıştır. Gezi güzergâhı Ankara, Haymana, Kavuncu köprüsü ve Sakarya-Hamidiye Köy Enstitüsü, Sakarya başı, Bolvadin, Kütahya, Simav, Salihli, Manisa, İzmir, Ödemiş, Bozdağ Gölcüğü, Birgi, Selçuk ve Efes, Meryemana, Kuşadası, Ortaklar, Priyen, Milet, Bafa, gölü, Aydın, Denizli, Pamukkale ve Hiyerapolis, Uşak, Çifteler, Sivrihisar, Haymana, Ankara şeklindedir.

Kursa aralarında Türk coğrafyasına yayınlarıyla da katkı yapmış Cevat Korkut, Bekir Beret ve Kamil Günel gibi isimlerin de olduğu 30 öğretmen katılması planlanmış ancak 29 katılım olmuştur.

III. GEZİ PROGRAMI

08/07/1952: Ankara-İstasyon-Gazi Eğitim Enstitüsü
08/07/1952: Gazi Eğitim Ens.-Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Ankara-Hamidiye
09/07/1952: Hamidiye-Afyon
09/07/1952: Afyon-Kütahya
10/07/1952: Kütahya-Simav
11/07/1952: Simav Gölü ve çevresi
11/07/1952: Simav-Demirel-Salihli
13/07/1952: Salihli-Alaşehir-Kula Alaşehir-Salihli
13/07/1952: Salihli-Adala-Marmara Gölü (Gidiş-Dönüş)
13/07/1952: Salihli-Turgutlu-Manisa
14/07/1952: Manisa-M. Kemal Paşa-İzmir
15/07/1952: İzmir-İnciraltı
15/07/1952: İzmir-B.Yamanlar
15/07/1953: İzmir-Tire-Ödemiş
17/07/1953: Ödemiş-Bozdağ-Gölcük
18/07/1953: Ödemiş-Bayındır-Efes-Meryem Ana-Kuşadası-Söke-Ortaklar Köy Enstitüsü
19/07/1953: Ortaklar- Söke-Priyen harabeleri, Bafra Gölü, Milet harabeleri ve çevresi
20/07/1953: Ortaklar-Aydın-Denizli
21/07/1953: Denizli-Honaz ve Çürüksu vadisi ve dolayları
23/07/1953: Denizli-Pamukkale-Denizli
23/07/1953: Denizli-Çal-Çivril-Uşak
23/07/1953: Uşak-Gediz, Kütahya-Eskişehir Hamidiye
24/07/1953: Hanidiye-Ankara
24/07/1953: Ankara-Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi.
24/07/1953: Gazi Eğitim Enstitüsü-İstasyon

Katılanlar ve görev yerleri ise şu şekildedir:
1- Münevver Erdön, Adana Kız Öğretmen Okulu.
2- Zeki Öztanrısever, Edirne Öğretmen Okulu
3- Melâhat Sezer, Konya Kız Öğretmen Okulu
4- İsmet Konuk, Bolu Öğretmen Okulu
5- Akif Arkış, Pulur Köy Enstitüsü
6- Mehmet Uçkan, Cilavuz Köy Enstitüsü
7- Muzaffer Batuk, Arifiye Köy Enstitsü
8- Esat Bilginsoy, Arifiye Köy Enstitüsü (Rahatsızlığı sebebiyle katılamadı)
9- Hatice Ketin, Kızılçullu Köy Enstitsü
10- Niyazi Ünay, Çifteler Köy Enstitüsü
11- Naci Arı, Kepirtepe Köy Enstitüsü
12- Makbule Çetik, Aksu Köy Enstitüsü
13- Zehra Üstün, Hasanoğlan Köy Enstitüsü
14- İbrahim Pehlivan, Savaştepe Köy Enstitüsü
15- Bahriye Bayar, İvriz Köy Enstitüsü
16- Nermin Yalçın, Kızılçullu Köy Enstitüsü
17- Nebahat Gökçay, Aydın Lisesi
18- Hayriye Kutlu, Kayseri Lisesi
19- Fatma Gürsoy, Tokat Lisesi
2o- Şükriye Tam, Sivas Lisesi
21- Suat Aydınlı, Kütahya Lisesi
22- Cahide Erbek, Denizli Lisesi
23- Muzaffer Göksel, Afyon Lisesi
24- Sekip İçinsel, Eskişehir Lisesi
25- Kamil Günel, Van Lisesi
26- Macit Karakurum, Tokat Lisesi
27- Suphi Atay Manisa, Lisesi
28- Seyfi Alpan, Balıkesir Lisesi
29- Bekir Beret, Trabzon Lisesi
30- Cevat Korkut, İzmir Karşıyaka Lisesi

1953 yazında, Adana-Haruniye (Bugünkü Düziçi) Sosyal Bilgiler gezili kursu: Prof. Cemal Alagöz idaresinde 10-25 Ağustos tarihlerinde yapılmıştır. Kurs, Adana, Hatay, Maraş çevresinde gerçekleştirilmiştir. Program şöyledir:

10 Ağustos 1953 Pazartesi: Haruniye
11 Ağustos 1953 Salı Haruniye
12 Ağustos 1953 Çarşamba: Haruniye çevresinde
13 Ağustos 1953 Perşembe Haruniye çevresinde
14 Ağustos 1953 Cuma: Adana-Saimbeyli (Gece Saimbeyli’de)
15 Ağustos 1953 C.Ertesi: Saimbeyli civarında (Gece Saimbeyli’de)
16 Ağustos 1953 Pazar: Saimbeyli-Adana (Gece Adana’da )
17 Ağustos 1953 Pazartesi: Adana-Karataş-Yumurtalık-Karataş (Gece Karataş’ta)
18 Ağustos 1953 Salı: Karataş-Adana-Kösreli-İskenderun -Antakya (Gece Antakya’da)
19 Ağustos 1953 Çarşamba: Antakya-Haruniye
20 Ağustos 1953 Perşembe: Haruniye’de dinlenme
21 Ağustos 1953 Cuma: Haruniye’de Yeniköy pazarı.
22 Ağustos 1953 C.Ertesi: Haruniye’de
23 Ağustos 1953 Pazar: Haruniye’de
24 Ağustos 1953 Pazartesi: Haruniye-Maraş (Gece Maraş’ta)
25 Ağustos 1953 Salı Haruniye’ye dönüş ve Kursun kapanması.

17 Temmuz-5 Ağustos 1957, Doğu ve Güneydoğu Anadolu gezili kursu: Prof. Cemal Arif Alagöz idaresinde (Asist. Aydoğan Köksal'ın iştirakiyle): Ankara, Yozgat, Akdağmadeni, Sivas jips karstı, Divriği ve demir madenleri, Malatya, Akçadağ, Hazar gölü Ergani ve bakır madeni Diyarbakır, Batman, Garzan petrol kampı-Batman rafinerisi Bitlis-Tuğ-Ahlat Nemrut krater gölü Van-Hakkâri (Hakkâri’ye otobüsle giden ilk gezili kurs) Van, Doğubayazıt, Iğdır, Tuzluca, Kağızman, Kars, Sarıkamış, Erzurum, Pülümür, Malatya, Pınarbaşı, Kayseri, Ürgüp, Nevşehir, Gülşehir, Kırşehir, Ankara.

1962 Temmuzunda, Profesör Cevat R. Gürsoy idaresinde (Asist. Aydoğan Köksal’la birlikte) Batı Karadeniz bölümüyle Marmara bölgesine bir gezili kurs düzenlenmiştir.

1968 yazında Marmara gezili kursu düzenlenmiştir.

1970 yazında, Bakanlık "Öğretmeni İşbaşında Yetiştirme" Dairesince düzenlenen 20 günlük bir Batı Anadolu coğrafya gezili kursu da, Asist. Dr. Alâeddin Tandoğan'ın iştirakiyle Prof. Dr. Talip Yücel tarafından idare edilmiştir.

1970 ile 1975 yılları arasında yapılan gezili kurslarla ilgili diğer bazı bilgiler Türk coğrafya Dergisi’nin 26. Sayısında bulunabilir.

Kurumun XXV. Coğrafya Meslek Haftası 21-30 Temmuz tarihlerinde “8 Numaralı Coğrafya Kursu” ile birlikte yapılmıştır. Hafta Mersin Tevfik Sırrı Gür lisesinde yapılmıştır.

Bilimsel geziler 25 Temmuz Pazar günü başlamıştır. Gezi programı şöyledir:
25-7-1976 Pazar: Mersin, Silifke, Ovacık, Mersin (Viranşehir, Kanlıdivane, Cennet ve Cehennem Obrukları, Silifke Kalesi), konaklama Mersin’de.
26-7-1976 Pazartesi: Mersin-Adana; Şişe ve Cam Fabrikaları, Ataş Rafinerisi, Tarsus, Çamlıyayla, Adana’da tekstil fabrikası ziyareti, Seyhan Barajı, gece Adana’da.
27-7-1976 Salı: Adana-Kahramanmaraş; Kozan, Kadirli, Osmaniye, Bahçe, Türkoğlu, Gece Kahramanmaraş’ta.
28-7-1976 Çarşamba: Kahramanmaraş-Antakya; Narlı, Gaziantep, Kilis, Hassa, Kırıkhan, Hamam, Reyhanlı, Hatay Devlet Üretme Çiftliği, gece Antakya’da.
29-7-1976 Perşembe: Antakya-Mersin; Harbiye, Belen, İskenderun, Demir Çelik Fabrikası, Ceyhan, Yumurtalık, Adana, gece Mersin’de.
30-7-1976 Cuma: Değerlendirme ve kapanış.

Kurumun XXVI. Coğrafya Meslek Haftası 3-6 Kasım 1978 tarihlerinde İstanbul Üniversitesi Coğrafya enstitüsünde yapılmıştır.
Hafta sırasında 5-11-1978 Pazar günü İstanbul ve çevresine gezi düzenlenmiş
6 Kasım Pazartesi günü de Merkez Yönetim Kurulu Toplantısı yapılmıştır.

Talihsizin Tarihine Ek 4

TÜRK COĞRAFYA KURUMU'NUN 4-8. KONGRE DÖNEMLERİ ARASINDAKİ ÇALIŞMALAR

Türk Coğrafya Kurumu 4. Kongresi 11-18 Temmuzda İstanbul’da toplamıştır. Kongrede Milli Eğitim Bakanlığının Coğrafya Meslek Kursları ve İstanbul çevresine coğrafya gezileri yapılmıştır.

V. Kongre öncesinde 1956 yılı 19-24 Mart’ında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Enstitüsünde yapılan 10. Coğrafya Meslek Haftası sırasında Genel Merkez Kurulu Toplantıları da yapılmıştır. 23 Mart Cuma günü öğleden sonrası ile 25 Mart cumartesi günü Genel Merkez Kurulu toplantılarına ayrılmıştır.

4-6 Nisan 1957 yılında Kurum Genel Merkez Kurulu toplantısı, İstanbul’da yapılmıştır. Bu toplantıda asbaşkanlıktan rahatsızlığı sebebiyle istifa eden F. R. Unat’ın yerine Prof. H. S. Selen seçilmiştir.

Türk Coğrafya Kurumu V. Kongre programına göre:

İlk gün olan 14 Temmuz 1958’de,
-kongre başkanlık divanının seçilmesi,
-faaliyet, hesap ve murakıp raporlarının okunması,
-merkez ve yönetim kurullarının ibraları,
-yeni merkez kurulu, murakıp ve haysiyet divanının seçilmesi,
-idari ilmi ve mali komisyonların seçilmesi,
-üye dilekleri,
-genel merkez kurulu toplantısı ve komisyon çalışmaları yapılmıştır.

Ayın 15 ve 16sında bilimsel sunumlar (ayrıntıları Türk Coğrafya Kurumu Meslek Haftaları çalışmamda yer alıyor) ile umumi heyet toplantısı, komisyon raporlarının görüşülmesi, genel merkez kurulu toplantıları yapılmıştır.


17 Temmuzda öğleye kadar bilimsel sunumlar yapılmıştır. 18 Temmuzda Edirne’ye gidilmiş çeşitli resmi ziyaretler gerçekleştirilmiştir. 19 Temmuzda sabah iki tebliğ sunulmuş, öğleden sonra Edirne şehrinde ve çevresinde incelemeler yapılmıştır. 20 Temmuzda İstanbul’a dönülmüştür ancak bakanlıkça kursa davet edilen H. İnandık ve E. Tümertekin idaresinde Uzunköprü, Keşan, Gelibolu yarımadası, Çanakkale, Karacabey, Bursa, İstanbul güzergâhını izleyen ve bir hafta süreli gezi yapılmıştır.



Prof. A. M. Arda (Başkan), Prof. H. S. Selen (İkinci Başkan), Prof. C. A. Alagöz (Genel Sekreter) Emin Çakıroğlu (Muhasip Üye) tarafından hazırlanan, V. kongre ile XIII. Meslek haftası arasındaki (Temmuz 1958-Kasım 1959) döneminde 23 toplantı yapmışlardır. Bu döneme ilişkin faaliyet raporu bilgilerinde şunlar vardır:

1-Kongre kararı uyarınca coğrafya öğretmenleri ile irtibatı temin amacıyla bakanlıktan öğretmenlerin adresleri istenmiştir.
2-V. kongrede seçilen üyelerin listesi ve adresleri emniyet müdürlüğüne bildirilmiştir.
3-Milli Müdafaa Vekâleti’ne (Savunma Bakanlığı) derginin her sayısından 20şer tane satılması sağlanmıştır.
4-“Coğrafya Haberleri Bülteni” yayınlanmaya başlamış ve ilk üç sayısı yayınlanarak üyelerle ilgililere dağıtılmıştır.
5-Bursa yangını yardım komitesi başvurusu üzerine kurum tarafından 100 lira yardım yapılmıştır.
6-Ankara’daki coğrafya öğretmenlerine DTCF’de çaylı toplantı yapılmış ve Prof. C. A. Alagöz “Brüksel Sergisinin Coğrafya Bakımından Değeri” konulu konferans vermiştir.
7-Maarif vekaletinin yanı sıra yurtdışı kurumları ve üniversiteleriyle yayın değişimi yapılmıştır.
8-Derginin 18-19. Ve sonraki sayılarında kullanılmak üzere bir ton kağıt alınmıştır.
9-Türkiye Meteoroloji Kurumu’nun tasfiyesi sonucunda kalan nakit parası kurum tüzüğü uyarınca Ankara Valiliği tarafından Türk Coğrafya Kurumuna devredilmiştir.
10-DTCF’de bölüm koridoruna Kurum odasının yanına camekân yaptırılmış ve dergi ve bültenler sergilenmiştir.
11-Başbakanlığın isteği üzerine mali durum raporu verilmiş ve neticede devlet yardımının 10.000 liradan 35.000 liraya çıkarılmasının 1960 yılı bütçesi için teklif edildiği öğrenilmiş, bakanlığa bu sebeple teşekkür edilmiştir.
12-Milletlerarası Coğrafya Birliği’nin 1959 yılı aidatının ödenmesi için Maarif bakanlığından yardım istenmiştir.
13-Aydın meslek haftasından vazgeçildiği için Konya Meslek Haftası hazırlıkları yapılmıştır.

Aynı raporda sunulan ve kurum muhasebecisi Saim Hünel tarafından hazırlanan mali döküme göre kurumun 550 lirası kasada kalanı Merkez Bankasında olmak üzere 9912 lirası vardır. Yapılan ve yapılması öngörülen masraf 1100 liradır, kurumun mali varlığı 8800 lira kadardır.


XIII. Meslek Haftası ile Genel Merkez Kurulu toplantıları Konya ve Konya Eregli’de 12-16 Kasım 1959 tarihinde toplanmıştır. 12 Kasım 1959 Perşembe günü sabah hafta açılışı A. Macit Arda tarafından yapılmıştır. Ertesi gün sabah genel merkez kurulu toplantıları, öğleden sonra tebliğ sunumları gerçekleşmiştir. 14 Kasım Cuma günü Konya Ereğli’sine gezi düzenlenmiş, akşam saatlerinde E. Tümertekin bir tebliğ sunmuştur. 15 Kasımda İvriz Kabartmaları ve Ayrancı barajı gezilmiştir. Meslek haftasının son günü olan 16 Kasım 1959 pazartesi günü de sabah genel merkez kurulu toplantıları öğleden sonra tebliğ sunumları yapılmıştır.

Türk Coğrafya Kurumu VI. Kongresi
İstanbul Üniversitesi Coğrafya Enstitüsünde 11-15 Temmuz 1961’de toplanmıştır.


11 Temmuz Salı günü ilk önce kongrenin çeşitli toplantı ve seçimleri yapılmış ardından bilimsel tebliğler sunulmuş, ardından da Bayezid Kitaplığında hazırlanan Türk Coğrafya Kitapları sergisi ile Milli Eğitim bakanlığı Yayınevinde düzenlenen 2. Coğrafya Kitap Sergisi ziyaret edilmiştir.
12 Temmuz’da akşamüzeri Süleymaniye Kitaplığında düzenlenen eski Türk Coğrafya Eserleri sergisi ziyaret edilmiş ve çay ikramı yapılmıştır.
14 Temmuz Cuma günü öğleden sonra Genel Kurul toplantısı yapılmış ve kongre katılımcıları birlikte akşam yemeği yemişlerdir.
15 Temmuzda öğleden sonra ise kapanışın ardından Genel Merkez Kurulu Üyeleri toplanarak Yönetim Kurulunu belirlemiştir.



VII. Türk Coğrafya Kongresi İstanbul’da 30 Kasım ile 4 Aralık 1964 tarihleri arasında ve XVI. Meslek haftası ile birlikte, yapılmıştır.

Kongrenin ilk günü sabah diliminde açılış, idari görüşmeler ve seçimler yapılmıştır. Son günü de kapanış ve Genel Merkez Kurulu toplantıları yapılmıştır.

Kurumun VIII. Kongresi ve XVIII. Meslek Haftası Ankara’da Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde 14-17 Aralık 1967 tarihlerinde yapılmıştır.


İlk gün sabah açılış, idari görüşmeler ve seçimler yapılmıştır. 16 Aralık cumartesi günü öğleden sonra Genel Merkez Kurulu Toplantısı, ertesi dün de Ankara çevresine geziler yapılmıştır.

Konuya ilişkin ayrıntılı bilgiler Türk Coğrafya Dergisinin 24-25. Sayısında mevcuttur.




Talihsizin Tarihine Ek 3

2. TÜRK COĞRAFYA KONGRESİ BİLGİLERİNE İLAVELER

2. Türk Coğrafya Kongresi hakkında Türk Coğrafya Dergisinin XI-XII. sayısında iki sayfalık bir yazı olmakla birlikte, aşağıda bu yazıda yer almayan diğer bilgiler ve bazı ayrıntılar verilmiştir:

4 Ağustos 1947

Ankara Üniversitesi Rektörü Ord, Prof. Dr. Şevket Aziz Kansu kongre başkan vekilliğine ve Galatasaray Lisesi öğretmenlerinden Prof. Macit Arda da ilmî çalışmalar asbaşkanlığına ittifakla seçilmişlerdir.

Kâtipliklere Elâzığ Lisesi Coğrafya Öğretmeni Münevver Demirörge, Beşiktaş Birinci Orta Okul Coğrafya Öğretmeni Sadi Arseven, Mersin Lisesi Müdürü Orhan Dengiz, İstanbul Eğitim Enstitüsü Coğrafya öğretmeni Rauf Miral seçilmişlerdir.

Başkan, Ebedi Şef Atatürk'ün aziz hâtırasını anmak üzere bütün üyeleri üç dakika tazim sükûtuna davet etmiştir. Tazim sükûtundan sonra, yapılan teklif üzerine Atatürk'ün muvakkat kabrine kongre adına bir çelenk konması müttefikan kabul edilmiştir.

Diğer bir önerge ile de Türk Coğrafya Kurumu üyeleri arasından ebediyen ayrılan Prof. Faik Sabri Duran, Öğretmen Saffet Geylangil ve Niyazi Erenbilge'nin hâtıralarına saygı olarak bir dakika sükût edilmiştir.

Diğer teklif edilen önergeler üzerine de Cumhurbaşkanımız İnönü'ye, B. M. Meclisi Başkanı General Kâzım Karabekir'e, Başbakan Recep Peker'e, Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Salih Omurtak'a ve Millî Eğitim Bakanı Reşat Şemsettin Sirer'e kongrenin saygılarının ulaştırılmasına müttefikan karar verilmiştir. Bundan sonra program komisyonunun seçimine geçilmiş ve verilen önergede adları teklif edilen:

- Prof. Macit Arda Galatasaray Lisesi Coğrafya öğretmeni)
- Prof. Ali Tanoğlu (İstanbul Üniversitesi)
- Ord. Prof. İbrahim Hakkı Akyol (İstanbul Üniversitesi)
- Dr. Sırrı Erinç (İstanbul Üniversitesi asistanlarından)
- Emin Çakıroğlu (Balıkesir Eğ. Enstitüsü Öğretmenlerinden)
- Macit Karakurum (Samsun Lisesi öğretmenlerinden)
- Sabri Sönmez (Bursa Lisesi Öğretmenlerinden)
- Dr. Selçuk Trak (izmir Yüksek Ticaret Okulu Öğretmeni)
- Rifat Ergeçe (Yozgat Lisesi Müdürü) ile üyelerin sözlü teklifleri üzerine de Orhan Deniz (Mersin Lisesi Müdürü)

Bunu müteakip İçişleri Bakanı Şükrü Sökmensüer bir demeçte bulunmuş ve

- Münevver Çilesiz (Ankara Lisesi öğretmenlerinden)
-Mükrime Yalkı (Ankara Kız Lisesi öğretmenlerinden)
- Sadi Tokcan (İst. Lisesi öğretmenlerinden) Bu komisyona seçilmişlerdir.

Bunu takiben hesap komisyonu seçimi yapılmış ve verilen önergede teklif edilen,

- Prof. Ahmet Hulusi Ardel (İstanbul Üniversitesi)
- Edip Öymen (Gazi Lisesi Ankara)
- İsmail Yalçınlar (İst. Üniversitesi asistanlarından)
- Mehmet Alptekin : (Erzurum Lisesi Müdürü)
- Tarık Asal (Millî Eğitim Bakanlığı müfettişlerinden) ile üyelerin sözlü teklifleri üzerine,
- Cevat Korkut (Balıkesir Eğitim Enstitüsü öğretmenlerinden)
- Rauf Miral (İst. Eğ. Ens. Coğrafya öğretmeni)
- Albay Hakkı Raif Ayyıldız (Bursa Askerî Lisesi Öğretmeni)
- Nebahat Köksel (Kars Lisesi öğretmeni)
Hesap Komisyonuna seçilmişlerdir.

5 Ağustos 1947

İkinci Türk Coğrafya Kongresi öğleden evvel ve sonra Dil - Tarih ve Coğrafya Fakültesi salonlarında Prof. Macit Arda'nın başkanlığında ilmî çalışmalarına devam etmiştir, öğleden önceki toplantılarda biri Prof. Cemal Alagöz tarafından Doğu ve Kuzey Grubu gezici gözlemleri hakkında projeksiyonlu, diğeri, Prof. Ahmet Ardel tarafından Batı Grubu gezici gözlemleri üzerinde iki konuşma yapılmıştır.

Bu konuşmaları, Öğretmenler arasında yapılan ilmî tartışmalar takip etmiştir. Öğleden sonra da Ord. Prof. İbrahim Hakkı Akyol “Türkiye'nin Termik Özellikleri” konulu konferansını vermiştir. Saat 15 te Kongre Asbaşkanı Rektör Ord. Prof Şevket Aziz Kansu'nun başkanlığı altında bir heyet, Atatürk'ün muvakkat kabrini ziyaret ederek kongre atlına bir çelenk koymuştur.

6 Ağustos 1947

İkinci Türk Coğrafya Kongresi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Coğrafya Enstitüsünde ilmî çalışmalarına devam etmiştir. Bu toplantılarda ilk Önce Prof. Besim Darkot, Güney ve Güney-Doğu gezisi gözlemleri hakkındaki projeksiyonlu ve tartışmalı konuşmasını yapmış, öğleden sonra da Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü Uzmanlarından Dr. E. Lahn “Türkiye Depremleri” ve Ord. Prof. Hamit Nafiz Pamir de “Türkiye’nin Yeraltı Suları” konulu konferanslarını vermişlerdir.

Kongrenin çalışmalarının ardından üyeler topluca Gazi Eğitim Enstitüsüne gitmişler, müesseseyi gezmişler, Müzik Şubesi Asistanı Suavi Dinçer'in piyano konserini dinlemişler ve Kurum Başkanı adına verilen çayda hazır bulunmuşlardır.

7 Ağustos 1947

İkinci Türk Coğrafya Kongresi ilmî çalışmalarını bugün tamamlamıştır. Bu çalışmaları, Prof. Ali Tevfik Tanoğlu'nun Doğu ve Kuzey Anadolu gezici gözlemleri üzerine tartışmalı konferansı, Prof. Hamit Sadi Selen'in “1.500.000 ölçekli Yeni Türkiye Hartası” hakkında konferansı, Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü Uzmanlarından Dr. Necdet Egeran'in “Türkiye'nin Tektonik Birlikleriyle Petrol Yatakları Arasındaki Münasebetler”, Ord. Prof. İbrahim Hakkı Akyol'un “Türkiye Coğrafyasına Bir Bakış” konulu konferansları oluşturmuştur. Kongrenin program ve hesap komisyonları da çalışmalarını tamamlıyarak raporlarını başkana vermişlerdir.

Ankara Üniversitesi Rektörü Ord. Prof. Dr. Şevket Aziz Kansu, Gar Gazinosunda Ankara Üniversitesi adına bir çay ziyafeti vermiştir.

8 Ağustos 1947

İkinci Türk Coğrafya Kongresi saat 10 da Ankara Üniversitesi Rektörü Ord. Prof. Dr. Şevket Aziz Kansu'nun başkanlığında Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Hamit Dershanesinde ikinci genel toplantısını yapmıştır. Bu toplantıda geçen toplantı tutanağı ile Cumhurbaşkanı Sayın İnönü'den, Büyük Millet Meclisi Başkanı ve Başbakandan kongreye gelen teşekkür ve başarı tel yazılan okunmuş, program ve hesap komisyonu raporları incelenerek gerekli tartışmalar yapıldıktan sonra aynen onanmıştır.

Gündeme göre dileklerin incelenmesine geçilmiş, coğrafya öğretim metodu ve araçları üzerinde esaslı ve pedagojik görüşlerin ve tecrübelerin -belirtilmesine imkân veren tartışmalar olmuş, müteakip kongrenin inceleyeceği ana konulardan birisinin “Coğrafya öğretimi ve araçları” olmasını kabul ederek konuya son verilmiştir.

Kısa bir aradan sonra yeni Genel Merkez Kurulunun seçimine geçilmiş ve Ankara Üniversite Rektörü Ord. Prof. Dr. Şevket Aziz Kansu, Harta Genel Komutanı General Kadri Koray, Millî Eğitim Bakanlığı Yüksek Öğretim Genel Müdürü Faik Reşit Unat, İstanbul Üniversitesi Fizikî Coğrafya Ord. Profesörü İbrahim Akyol, Ord. Prof. Hamit Nafiz Pamir, Prof. Besim Darkot, Prof. Ahmet Ardel, Prof. Ali Tanoğlu, Prof. Macit Arda, Ankara Üniversitesi Coğrafya Prof. Cemal Arif Alagöz, Siyasal Bilgiler Okulu Coğrafya Profesörü Hamit Sadi Selen ve Yüksek öğretim Şube Müdürü Ruhi Turfan oybirliğiyle seçilmişlerdir.

Seçimden sonra kongrenin başından beri çalışmaları üyeler arasında takip etmekte olan Millî Eğitim Bakanı ve Kongre Başkanı Reşat Şemsettin Sirer kürsüye gelerek İkinci Türk Coğrafya Kongresinde bulunan profesör, doçent ve öğretmen arkadaşlarını sevgiyle selâmlamıştır.

Bakan vazife seyahati dolayısıyla kongrenin ilk toplantısında bulunamadığını bugünkü toplantıyı zevkle takip ettiğini evvelki toplantılarda konuşulanları ilgililerden soracağını, zabıtları inceleyeceğini ve gerçekleştirmeğe çalışacağını bildirmiştir.

Bundan sonra Coğrafya Kurumu mesaisinin gelişmesini ve varılan sonuçların güzel ve mesut çalışmalarla yurda hayırlı olmasını dileyerek öğretmen arkadaşların görevlerinde başarılar temenni etmiş ve kongreyi sürekli alkışlar arasında kapamıştır.

Öğleden sonra yeni Genel Merkez Kurulu da ilk toplantısını yaparak Asbaşkanlığa Ankara Üniversitesi Rektörü Şevket Aziz Kansu, üyeliğe Faik Reşit Unat, Genel Sekreterliğe Hamit Sadi Selen, Veznedarlığa Ruhi Turfan'ı seçmişlerdir.

Talihsizin Tarihine Ek 2

1944 YILI GENEL MERKEZ KURULU TOPLANTISI RAPORU


Türk Coğrafya Kurumu’nun ‘Umumi Merkez Heyeti’ 1944 yılı birincikânun (Aralık) ayının 11’i ile 16’sı arasında yapılan İkinci Meslek Haftası sırasında Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesinde toplanmıştır. Toplantı duyuru yazışmaları kurum Asbaşkanı Celâl Aybar imzasıyla yapılmıştır.

Umumi Merkez Heyeti Gündemi şöyledir:

1- Kurumun senelik çalışmaları ve malî durumu hakkındaki raporun incelenmesi.
2- Mali hesapların iki murakıp tarafından incelenmesi ve idare heyetinin ibrası.
3- Kurum namına yapılmakta olan 1:500.000 ölçekli harta hakkında izahat.
4- Coğrafi tetkikler hakkında teklifler ve bu hususta bir plân hazırlanması.
5- Kurum bütçesinin takviyesi çareleri.
6- İstanbul’un 500 üncü fetih yıldönümü münasebetiyle yapılacak yayın hazırlıkları.
7- İzahlı coğrafya lûgatının tertibi.
8- Türkiye’de hartacılık mevzuu hakkında Niyazi Otmanbölük ve Hakkı subaşı tarafından İdare Heyetine tebliğ edilen muhtıranın tetkiki.
9- Kongrenin toplantı zamanı ve yeri.
10- Gelecek meslekî toplantının yeri, zamanı ve konuları.
11- Umumî Merkez Heyeti üyelerinin teklifleri.

Toplantı saatleri: 13.XII.1944 Çarşamba saat 10.30 ve 16.XII.1944 Cumartesi saat 15.30’dur.

Türk Coğrafya Kurumu İdare Heyeti yukarıda gündeme ilişkin olarak Umumi Merkez Heyetine üç sayfalık bir rapor sunmuştur. Bu raporda söz edilen başlıca konular şunlardır:

Heyet görevi devraldığı 22.V.1943 tarihinden raporu sunduğu tarihe kadar (Aralık 1944) 22 toplantı yapmış çeşitli kararlar almıştır. Raporda yer alan konular sırasıyla şöyledir:

1- Bu süreç içerisinde 24 yeni üye kaydedilmiş ve böylece kurum üye sayısı 337 kişiye ulaşmıştır.
2- Meskûn yer adları üzerinde çalışmalar yapılmış ve 1940 nüfus sayımı bilgilerine dayanarak yerleşim yerlerinin ilçelere göre alfabetik listesi tamamlanmış, bir sonraki yıl için tüm ülkenin alfabetik listesinin oluşturulmasına karar verilmiştir.
3- 1:500.000 ölçekli büyük Türkiye hartası baskı hazırlıklarına devam edilmiştir. Koordinat sistemi merkez heyeti üyelerinin istediği değişiklik Harita Umum Müdürlüğünce de uygun görülerek Gauss-Kruger’e göre yeniden düzenlenmiştir. 12 pafta üzerinde hazırlanan hartanın 24 pafta halinde basılması kararlaştırılmıştır. Bakıya hazır halde olan hartalar için 3000 nüshaya yetecek miktarda kâğıt Vekâletçe temin edilmiştir. Diğer taraftan kurum menfaatine olmak üzere baskı miktarının artırılması düşüncesi sebebiyle Harta Genel Müdürlüğü’nden muvafakat alınmış ve konu umumi merkez heyetinin kararına bırakılmıştır.
4- Dâhiliye Vekâletinden (İçişleri Bakanlığı) gelen 23 Mart 1944 tarih ve 1/163 sayılı yazı ile idare amirlerinin çalışacakları yer hakkında coğrafi ve genel bilgi edinmelerini kolaylaştırmak ve bakanlığın diğer çalışmalarında kullanacağı bilgi kaynağı olmak üzere ülkenin ilçelere göre coğrafyasının nasıl oluşturabileceği sorulmuştur. Buna cevaben 21 Nisan 1944 tarihinde kurum Redaksiyon Heyet Başkanı Prof. Besim Darkot’un da katılımıyla Kurum Başkanı ve Maarif (Eğitim) Bakanı olağanüstü toplantı yaparak rapor hazırlamış ve İçişleri bakanlığına sunmuşlardır.
5-İdare heyeti üyelerinden Faik Reşit Unat ile Dr. Cevat Gürsoy ve Dr. Reşat İzbırak esas şekilleri Coğrafya Kongresinde belirlenmiş olan ‘yer adları yazılış kılavuzu’ hazırlamakla görevlendirilmişler bu konuda Türk Dil Kurumu ile işbirliği edilmesi kararlaştırılmıştır. Konuya ilişkin temas ve çalışmalar sürdürülmüştür.
6- Hazırlanması işi 22 Nisan 1942 tarihinde Prof. Akyol’dan rica edilen İzahlı Terim Lûgati çalışmasının sonuçları beklenmektedir.

İlgili dönemde bütçe ise şöyle şekillenmiştir.

a- Memur ve müstahdem masrafları: 1943 yılı Mayıs ile Aralık arasında 1245 lira, 1944 yılı Ekim ayına kadar 1750 lira.
b- Aynı dönemler için tesisat ve demirbaş masrafı 1943’de 1 lira 70 kuruş, 1944’de 400 lira, yazı ve kırtasiye için 1943’de 125 lira, 1944’de 22 lira 80 kuruş ve diğer masraflar için 1943’de 208 lira 88 kuruş ve 1944’de 276 lira 5 kuruş.
c- Telif ve tercüme ücreti olarak 1943’de 582 lira, 1944’de 1582 lira,
d- yayın masrafı olarak 1943’de 5552 lira 38 kuruş (1944 henüz tahakkuk etmemiş)
e- Bilimsel çalışma ve toplantılar için 1943’de 141 lira 1944’de 288 lira ve diğer toplantılar için de 1943’de 111 lira 75 kuruş harcanmıştır.

1943 senesinde 6500 lira 7 kuruş varidata (gelire) karşılık 7968 lira 18 kuruş,
1944 yılında 7149 lira varidata karşılık 4318 lira 85 kuruş masraf yapılmıştır.
Bu sebeple 1944 yılı Birinciteşrin (Ekim) ayı sonunda 2830 lira 62 kuruş gelir kalmıştır.

Aynı dönemler için gelirlerin ayrıntısı da şu şekildedir:

a- Üyelerden elde edilen gelir 1943’de 193 lira, 1944’de 452 lira 50 kuruş,
b- Dergi abonesinden 1943’de 372 lira, 1944’de 195 lira 50 kuruş.
c- Hükümet yardımı ve temsil gelirlerinden 1943’de 5913 lira 20 kuruş ve 1944’de 5000 lira.
d- Yayın satışlarından 1944’de 465 lira 97 kuruş,
e- Banka faizinden 1943’de 21 lira 87 kuruş olmak üzere,

1943’de toplam 6500 lira 7 kuruş ve 1944’de 7149 lira 47 kuruş gelir elde edilmiştir.

Rapor, Kurumun işlerine ilgi gösteren ve yardımlarını esirgemeyen Maarif Vekili Hasan Âli Yücel, Harta Genel Müdürlüğü, İstatistik Umum Müdürlüğü ile Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dekan ve profesörlerine teşekkür ile son bulmaktadır.